Fransa'da 20 yıldır yaşayan bir Türk vatandaşının, eşine uyguladığı şiddet nedeniyle oturum iznini kaybetmesi ve Fransa'yı terk etme kararı alması, ülkenin en yüksek idare mahkemesi olan Danıştay (Conseil d'État) tarafından onaylandı. Bu emsal teşkil eden karar, Fransa'daki Türk göçmenler ve aile hukuku açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
Fransa'da uzun yıllardır ikamet eden bir Türk vatandaşının eşine yönelik şiddet eylemleri, oturum izninin iptaliyle sonuçlandı. Bu önemli vaka, idari yargının en üst mercii olan Danıştay (Conseil d'État) tarafından da onandı ve Fransa'da kamu düzenini tehdit eden eylemlerin oturum izinleri üzerindeki ciddi etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Vaka, 2006 yılında Fransa'ya gelen Türk vatandaşı etrafında şekilleniyor. Eşiyle birlikte uzun süre kaçak olarak yaşayan kişi, 2018 yılında ilk 1 yıllık oturum iznini alıyor ve sonraki yıllarda kısa süreli kartlarla Fransa'daki yaşamına devam ediyor. Çiftin, 2012 yılında Fransa'da doğan bir kızı bulunuyor.
2022 yılında, Türk vatandaşı eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle yargılanıyor. Şiddetin, çocuğunun yanında gerçekleştiği belirtiliyor. Mahkeme sonucunda, sanığa 4 ay ertelemeli hapis cezası (sursis) veriliyor.
Bu adli kararın ardından Valilik, Türk vatandaşının oturum iznini yenilemeyi reddetti. Ayrıca, Fransa'yı terk kararı (OQTF - Obligation de quitter le territoire français) ve 2 yıl süreyle Fransa'ya giriş yasağı (IRTF - Interdiction de retour sur le territoire français) kararı verildi. Gerekçe olarak "kamu düzenini tehdit etmek" ilkesi öne sürüldü.
OQTF ve IRTF Hakkında Bilgiler
Fransa'yı Terk Etme ve Ülkeye Giriş Yasağı kararlarına ilişkin resmi bilgiler (Service-Public.fr).
Kaynağı GörüntüleFransa'da Doğan Çocukların Fransız Vatandaşlığı
Fransa'da doğan çocukların Fransız vatandaşlığı edinme koşulları hakkında resmi bilgiler (Service-Public.fr).
Kaynağı GörüntüleTürk vatandaşı, kararlara itiraz ederek savunmasında eşiyle hala birlikte yaşadığını, psikolojik destek aldığını ve alkolü bıraktığını belirtti. Ayrıca, "aile hayatı" ve "çocuğun üstün yararı" gibi ilkeleri de kullanarak Fransa'da kalma hakkını savundu.
Ancak, İlk Derece Mahkemesi'nden Danıştay'a kadar tüm mahkemeler, bu argümanları reddetti. Mahkemeler, şiddet eyleminin ciddiyeti ve kamu düzenini tehdit etme potansiyelini vurguladı.
Danıştay, kararında dikkat çekici bir noktaya değindi: Kızının Fransa'da doğmuş olmasına rağmen Fransız vatandaşı olmaması nedeniyle, ailenin Türkiye'de yeniden kurulabileceğine hükmetti. Bu, aile birleşimi ve özel hayatın korunması argümanlarının reddedilmesinde kilit rol oynadı.
Ancak, bu durumun önemli bir detayı bulunuyor: Kız çocuğu 2012 doğumlu, yani şu anda 14 yaşında. Fransa hukukuna göre, 13 yaşından itibaren Fransa'da doğmuş çocuklar Fransız vatandaşlığı talebinde bulunabilirler (Fransa'da doğan çocukların vatandaşlığı). Eğer kız çocuğu şu an Fransız vatandaşı olursa, baba OQTF ve IRTF kararlarının geri çekilmesini idari yollardan talep edebilir.
Danıştay'ın bu kararı, bazı çelişkileri de beraberinde getiriyor. Danıştay'a göre aile Türkiye'de yeniden kurulabilir; ancak bu durumda iki olası senaryo ortaya çıkıyor:
Danıştay'ın kararı son merci olduğu için, adli yollarla yapılabilecek başka bir işlem kalmamış durumda. Ancak, idari bir kapı hala açık: Eğer kız çocuğu Fransız vatandaşı olursa, Valiliğe başvurularak OQTF kararının "abrogation" (geri çekilmesi) talep edilebilir. Bu, özellikle çocuğun Fransız vatandaşlığı hakkını kullanması durumunda babanın hukuki durumunu yeniden değerlendirme potansiyeli sunuyor. Bu vaka, Fransa'da yaşayan Türk vatandaşlarının, kamu düzenine aykırı eylemlerin oturum izinleri üzerindeki ağır sonuçları konusunda dikkatli olmaları gerektiğini bir kez daha gösteriyor.